Fazıl Say, Deniz Baykal'a mektup yazmış.
Okuyunca takdir ettim doğrusu!. Hani ilkokulda mektuplar yazardık ya işte tam da bu türden bir mektup olmuş. Ama işin acı, yanı bu mektubu yazanın “ilkokula gitmiyor” olması...
"Bir mektup nasıl yazılmaz" öğrenmek isteyenler varsa tekrar tekrar okusun. Fakat ilkokula giden çocuklar için pek de iyi bir örnek bile sayılmaz diyorum.
Fazıl Say'ın değerli fikirlerini (!) ilettiği bu mektupta, edebiyatın sınırlarını zorlayan benzetmeler var. Her sorudan sonra üç-beş tane soru işareti koymayı ihmal etmemiş. Freni patlamış yazarken.
Gelelim mektuba;
"Mustafa Kemal Atatürk,bugün bu saatte yaşıyor olsaydı, muhtemelen: "AKDENİZ'DEKİ ORDULAR!!İLK HEDEFİNİZ, ANADOLUDUR! İLERİ!!!"emrini verirdi... " diyor, Fazıl Say Bey. Kendi düşüncelerini Atatürk'e söyleterek prim yapmaya çalışsa da, geri geri gidiyor. Sanatçı “zarafeti” de zaten bu gidiş oluyor!
Dahası var; Ne sizin parti başkanlığınız, ne Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul liderliği, umurumuzda değildi... Derdimiz endişelerimizdi... Ve onlar hala varlar... Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğü... Düşünün ki bir Sezen Aksu var, sürekli Tarkan ve Ajda Pekkan'ı eleştiriyor,"Kirli söylüyorlar" diyor (yolsuzluk yapıyorlar der gibi misali örnek),"dürüst değiller" diyor (playback yapar onlar der gibi keza) vesaire...
(Bu arada, es geçemeyeceğim, bu düzgün cümleleri kurduğu için Fazıl Bey’in Türkçe-Dil bilgisi öğretmenlerine şükranlarımı sunuyorum) "der gibi misali örnek (?)" diyerek bitirdiği cümlelerinde, tüm meseleyi açıklayıvermiş. Verdiği örnekler de ayrı bir tat katmış (!) mektubuna. Tadından okunmaz oldu, mektup çok tatlı olunca!
Kendisi ‘Batı tipi/modern’ müzik adamı olduğu için, kuvvetle muhtemel, konuyu dağıtınca toplayamadı, "en iyi bildiğim konudan gireyim" diyerek şu acayip cümleleri de yazdı, ama onu da yüzüne gözüne bulaştırdı.
"Eskişehir, Ordu ve İstanbul-Şişli'nin laik oy olmasına, ama seçim haritasındaki renginin farklı olmasına üzülmediniz mi siz?? "
Fazıl Bey kendisini “rejimin bekçisi” olarak görüyor, DSP ve CHP'ye giden oylar “laik”, diğerleri “anti-laik” oylardır diyor! Yani bu mantığa göre ülkemizi %25lik kesim korumasa, şeriat çoktan gelmişti ya! Demek ki bu “anti-laik” olan %75 kesim o kadar saf ki, 3 katı fazla oldukları insanların kendilerini yönetmelerine izin verdi. El insaf!
Tüm inançlara eşit mesafede olması gereken bir yönetim biçimini tarif eden “laiklik” ile, Fazıl Say'ın “kullandığı laiklik” biraz farklı galiba! Fazıl Say, “Batı Müziği Adamı”, onun laikliğinde ‘ötekine’ yer yok, “Batı Adamı” da zaten bu ya.
Bakın şu cümlelerde de nasıl serzenişte bulunuyor:
"Kadınlarımız etekle dolaşamıyor,
Marketlerde bira bile satılmıyor,"
Çok yazık! İnanın çok yazık, “Say”, “Say” bitmiyor, “ilkokula gitmiyor” mektubu bu!
Sormak istiyorum Fazıl Bey, -Ben Türkiye’de yaşadığımdan eminim de… Siz hangi ülkede yaşamaktasınız!..
Şimdi okuyacağınız cümlesinde CHP liderini teselli ediyor;
"Güneydoğu'da oyunuz sıfır! Sıfır aslında iyi bir başlangıç noktasıdır... "
“Oylar eksilere de düşebilirdi” diye düşünmüş olacak ki, böyle bir şey yazma gereği duymuş… J
"Atatürk:"Ben halkı niye dinleyeyim? Halk beni dinlesin!" diyen, cesur tip bir liderdi..." Bu ifadeleri neresinden uydurdu bilemiyorum ama, kabul etmeliler ki biraz daha dikkatli sallamalıydı.
Bakın ama, şu kurmaya çalıştığı cümlede gayet haklı... Ve ona katılmadan edemiyorum. Diyorlar ki;
"Kendimi haftalarca 3 yaş zekâsının içinde buldum
ve cok sinirlendim bu duruma..."
Mektuptaki en doğru söz. Anlaşılan doğrular Fazıl Say’ı çok üzüyor ve kendini bilmeyi kendine yediremiyor. Çok sinirleniyor bu duruma ya!
“ilkokula gitmiyor” mektubunu okuduktan sonra dedim ki: Yazdıklarına bakarak Fazıl Say'ın “kendinde olduğunu” iddia edecek olan varsa, ben “kendimde olmadığımı” kabul etmeye hazırım. Fazıl Say mümkünse bir daha hiçbir şey yazmasın. İlla bir şeyler yazmak isterse, otursun notalarla yazsın. Ama harfleri yan yana koymasın. Harfler “kendilerini” yazsaydı eğer, daha iyi bir mektup çıkardı, Fazıl Bey bunu sanırım kabul eder!
Durun durun, benim “mektubum” henüz bitmedi. Fazıl Bey bu mektubu Baykal’a yazmıştı, öyle değil mi?
Baykal da pek etkilenmiş olacak ki, cevap vermiş. Zaten bu denli önemli (!) bir mektuba cevap verilmemesi de hata olurdu değil mi! Fazıl Say üşenmemiş yazmış -ah keşke üşenseydi de yazmasaydı- Deniz Baykal yanıtsız kalamazdı.
Hatırlıyorum da; bizim ilkokula gittiğimiz dönemlerde “mektup arkadaşlığı” modası vardı. Moda hiç bitmedi, Fazıl Say ve Deniz Baykal birbirlerine çok uyumlu “iki mektup arkadaşı” oldular.
Fazıl Bey’e son sözüm şudur; -Fazıl Say, sen sadece piyano çal… piyano çal ya da çal gitar :)
Esra KILIÇ



