Takvanın tarifini yaparak başlamayacağım söze... Çünkü herkes kendince bir tarif yapıyor takva
ile ilgili... Ne olmadığı ile ilgileniyorum ben!
Takva, kıyafet ile insanları etiketlemek değildir mesela... İnsanları giyim tarzlarına göre, takva sahibi
veya günahkâr... olarak addetmek kimsenin haddine değildir. Takva adı altında insanlar kendi dinlerini
oluşturuyorlar adeta! Kafalarına göre bir şekil belirliyorlar ve bu çerçeve içerisinde iseniz takva ehlisiniz yok dışındaysanız takva sahibi değilsiniz! Var mı böyle bir şey Ya Hu! Herkesin bir takva yorumu vardır ve bu yorumlar başkalarının takvalı veya takvasız olduğuna dair yargılara varmadığı taktirde doğru olabilir.
Yok başkasını yargılama hakkını elde ettiğini sanıyorsa kişi işte o zaman o zihniyet takva adı altında kendi dinini kurmuştur.
Takva, insanları hor görmek değildir... Hiç kimse hiç kimseyi aşağılama, hor görme... hakkına sahip
değil. -Peygamberler hata yapmaz, hata yaptırılır- Efendimiz (s.a.v.) bir kaç genç tüccar ile konuşurken yanlarına Ümmü Mektum (r.a.) geldi. Ümmü Mektum Efendimiz (s.a.v.)'in koluna dokundu, bir şeyler söyleyecekti... Efendimiz (s.a.v.) yüzünü ekşitti ve birazdan ilgileneceğini söyledi. Abese Suresi indi ayet ayet... "Yüzünü o şekilde ekşitme, kimin daha hayırlı olduğunu sen bilemezsin!" dedi Rabbimiz Efendimiz'e (s.a.v.) Ve Efendimiz (s.a.v.) derhal Ümmü Mektum (r.a.) ile ilgilenmeye başladı.
Takva, insanları cehenneme göndermek hiç değildir... Cennet sanki bazı insanların mülkiyeti. Merak
etmeyin Cennet'de hepimize yetecek kadar yer var! İnsanların hata yapıyor olmasına tahammül edememek değildir takva... Hatasız kul var mıdır ki?!?!? Ben hatalı bir varlık olduğumu biliyorum, hatasız olduğunu iddia eden var mı? Ramazan ayıydı ve Efendimiz (s.a.v.) yanında bir kaç sahabe ile birlikte yürürken yanlarından sarhoş bir adam geçti ve Efendimiz'in (s.a.v.) yanındakiler bu adama sövmeye başladılar.
Efendimiz (s.a.v.) "Bu adama söveceğinize, beddua edeceğinize, hayır dua etsenize ki o beni ve Rabbimizi çok sevenlerdendir." dedi.
Takva, başkasını düzeltme çabası değildir. Kişi kendisini düzeltmelidir öncelikle. Biz doğru muyuz da
başkasının yamuk olduğunu görüp onu düzeltme çabası ile yanıp tutuşalım. Elbette bir müslüman
hatalı bir durum gördüğünde "Eliyle, diliyle en zayıfı da kalbiyle" bu hatayı düzeltmeye çalışır. Bu
elimize bir kılıç alalım ve insanları asalım keselim, hatalı yanlarını kopartalım... anlamına gelmiyor.
"Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz, kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız..." dedi Efendimiz (s.a.v.) Önce bizim
yaşıyor olmamız icap ediyor yaşanmasını arzu ettiğimiz şeyleri. İslamı hakiki manada yaşayan bir
kişi ise olgunlaşır ve eğilir. Eğilen bir birey tevazu sahibi olur ve acziyetini, fakriyetini fark eder.
Hiç olduğunun bilincinde olarak en günahkar, en hatalı... varlığın kendisi olduğunu düşünecektir.
Ve herkes hatalıdır ve herkes hataya meyillidir. Takva, hatasız olmak, hatasız olma çabası... değildir.
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip, peşinden tövbe eden
kullar yaratırdı.” diyor Efendimiz (s.a.v.) Bu, hata yapalım hadi, anlamına gelmiyor. Hatasız olma
çabası içerisindeki kişi kendisini gerer ve bu gerginlikle birlikte çevresindeki insanlara motive olamaz.
Onlarla güzel dakikalar yaşayamaz, onları mutlu etme çabası içerisinde bulunamaz. Sürekli gergindir,
sürekli hata aramaktadır. Hatalı kişileri gördüğünde kınama yolunu tercih eder genelde bu kişiler. Ve
sonları da "Kınadığınızı yaşamadıkça ölmezsiniz" ile birlikte kınadıklarını yaşamaktır!
Velhasıl takva, Efendimiz (s.a.v.)'in yapmadıkları değildir!
Efser SELÂMET



