sesi olması gerekenden fazla çıkıyordu genç adamın,
çünkü; bağrıyordu...
o anda yağmur başladı,
tam zamanıydı yağmurun...
yağmur yağdı.
yağdıkça öfkesini sevdim.
yağmurun sesi kırıyordu genç adamın sesini...
sustu sonra,
yağmura bıraktı sessizliği...
sessizliğini sevdim.
gözlerim onun ellerindeydi,
sonra kirpiklerinde,
ıslak kirpiklerinde...
bir çukur oldu baktığım yerler,
sular birikti çukurlarda...
yağmur yağıyordu hâlâ
yağmur yağıyordu, gökler ağlıyordu...
yağmur yağıyordu,
günahlar hatırlanıyordu...
oysa tüm tanıdıklarım hatırlamak istemezdi günahlarını...
ben hatırlıyordum...
adamın yüzünde volta atarken gözlerim,
günahlarıma günah ekliyordum...
bu adamın yüzü bana günah işletiyorsa yağmurda,
yağmur yağmamalıydı...
ya da, suç yağmurda mıydı?
yağmuru durdurun
günaha giriyorum...
yağmuru durduracak / donduracak eller nerde?
durdurmak kimin ellerinde?
dondurmak hangi soğuklukta?
kim kelepçe taktı yağmuru durduracak ellere?
kelepçe takılan sadece eller mi,
gözlerim nerde?
cevap bende;
gözlerim de kelepçelerin içinde...
baktıkça bağlanıyorum kelepçelere,
demir demir soğuklarda...
yağmuru donduracak kadar soğuk bu demirler...
öyle bir soğukluk ki bu; mühürlüyor bakışları,
baktıkça yapışıp kalıyorum...
baktıkça, kirpik sayısı kadar günaha giriyorum.
kirpiklerini saydırmaya kalkma sakın...
deli işi !
zaten ne zaman akıllılar aşık olmuş ki !
- esra -
Esra KILIÇ / Kırklareli, 22.07.2010



