Aşağıdaki iki yazıyı okumadan şu yorumumu okuyun: Türkiye nasıl idare ediliyor görün. Dün de böyleydi, bugünde böyle… NATO’unda bize düşman olduğunu “görmeden” NATO’dan da yardım isteniliyor, “Bu nasıl müttefiklik” deniliyor… Onların müttefikliğinin bile bize düşmanlık olduğunu bilmeden ülke yönetilemez…Taviz vere vere ülke yönetiliyor… Tanzimatçı bu kafa ile Osmanlıyı kaybettik, sırada Cumhuriyetimiz var…
………..
Çiçek: “Bu nasıl NATO müttefikliği?”
(Fikret Bila: 01.07.2010)
01 Temmuz 2010
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Kanada’da ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşmede ağırlıklı konulardan biri de teröre karşı ortak mücadeleydi. Başbakan Erdoğan, Ankara’nın istihbarat paylaşımını aşan katkılar beklediği mesajını vermişti.
Bu konuyu, dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’le konuştum. Çiçek, terörle mücadele konusunda ABD, Irak ve diğer müttefiklerden neler beklediğimizi somut örnekleriyle anlattı.
‘Bizden isteneni istiyoruz’
“Terör sorunu, sınır aşan ve birden çok ülkeyle ilişkili bir suç haline geldi. Bu ABD’de 11 Eylül saldırılarıyla da ortaya çıktı. Bugün bizim karşı karşıya olduğumuz PKK terörü de uluslararası bir nitelik taşıyor. Bir kere PKK, komşumuz olan Irak‘ta. Kuzey Irak’tan Türkiye’yi rahatsız ediyor. Ayrıca bunun bir de Avrupa ayağı var. Finansal faaliyetleri, adam toplama faaliyetleri de Avrupa ülkelerinde yürütülüyor. Bu durum bizim karşılaştığımız etnik terörün de uluslararası olduğunu, sadece etnik veya bölgesel terör diye görülemeyeceğini ortaya koyuyor. Şimdi 11 Eylül sonrasında ABD uluslararası terörle karşı karşıya olduğunu ve bunun mücadelesinin de uluslararası olması gerektiğini söyledi. Bu yönde çağrı yaptı. Diğer ülkelerden destek istedi. Türkiye bu desteği verdi, hâlâ da veriyor; Afganistan’da verdiğimiz gibi. 11 Eylül’de bizden istenen desteği bugün de biz istiyoruz, bekliyoruz. Bu uluslararası hukukun bize verdiği bir hak.”
Listeye almak yetmiyor
Çiçek, PKK’nın ABD ve AB tarafından terörist örgütler listesine alındığını anımsatarak, şöyle devam etti:
“Evet, PKK’yı terör listesine aldılar. Önce ABD aldı, teşekkür ediyoruz. Ama listeye almak yetmiyor. Veya acı bir olaydan sonra üzüntü ve kınama yayımlamak da yetmiyor. Terörle somut mücadele edilmesi gerekiyor. Tabiatıyla bizim uluslararası sözleşmelere dayanarak taleplerimiz, beklentilerimiz oluyor. Ama gereği yapılmıyor. Örneğin suçluların iadesi sözleşmesi var ama uygulanmıyor. Ayak takımı dışında suçluları iade etmiyorlar. Bunları sonra Kandil’de görüyorsunuz. Peki bunlar oraya nasıl gidiyor? Hangi hava sahasını, hangi havaalanını kullanıyorlar; oraya nasıl gidip nasıl dönüyorlar? Bunlar biliniyor.”
ROJ TV örneği
Çiçek, Danimarka’nın sürdürdüğü ROJ TV soruşturmasına da atıf yaparak şu eleştiride bulundu:
“ROJ TV’nin terör örgütünün propaganda desteğini sağlayan televizyon olduğu biliniyor. Kanıt istiyorlar. Kanıtları verdik. Zaten televizyonu 24 saat izleseler yeterli kanıtı da bulurlar. Ama 4 yıldır bu soruşturma sonuçlanmadı. Bizde bir dava 2 yılı bulduğu zaman hemen eleştiriyorlar. Kendileri 4 yıldır soruşturmayı tamamlamıyorlar.”
‘Bu nasıl NATO müttefikliği?’
Cemil Çiçek, NATO’da müttefikimiz olan ülkelerden beklentiyi değerlendirirken de şöyle konuştu:
“Bu konu yanlış anlaşıldı. Biz NATO’dan askeri güç falan istemiyoruz. Bizim beklediğimiz NATO müttefikliğine uyan bir tutum. PKK Avrupa’da; varlığı ve faaliyetleri ortada. Bu nasıl NATO müttefikliği ki, hemen hemen tamamı NATO üyesi olan Avrupa ülkeleri bizim taleplerimizi karşılamıyor. Keza ABD Irak’ta, Kuzey Irak’ta. İstihbarat paylaşımı dışında da yapabilecekleri çok şey var ama yapılmıyor. Biz müttefikimiz olan ülkelerin bu tutumunu artık sorgulama aşamasına geldik. Sorguluyoruz. Süper güç olarak herhalde istihbarat paylaşımı dışında yapabilecekleri şeyler vardır.”
‘Barzani’nin cevabı kaçamak’
Çiçek’e, Barzani’nin, “Koskoca Türkiye’nin 1 milyonluk ordusu baş edemiyor, ben nasıl yapayım?” dediğini anımsattığımda ise, yanıtı şu oldu:
“Barzani’nin sözleri kaçamak cevaptır. Yapabileceği çok şey var. Ankara’ya geldiğinde bunlar kendisine söylenmiştir.”
Listeler ve Mahmur
Çiçek, Kuzey Irak’taki PKK’lılarla ilgili listeleri verdiklerini de belirterek, şöyle devam etti:
“Biz Irak makamlarına Kandil de dahil Kuzey Irak’taki PKK’lıların listelerini verdik. PKK’nın Kuzey Irak’ta nerelerde olduğu belli. Keza Mahmur’un bir terör kampı haline geldiği biliniyor. Bu kampın kapatılmasını istedik. Görüşmeler yapılıyor ama bir sonuç yok. Biz artık müttefikliğin, komşuluğun gereğini görmek istiyoruz.”
………..
Erdoğan'ın, PKK'yı Kandil'den sökme planı
(Mehmet Ali Birand: 01.07.2010)
PKK, kısır bir döngü içinde yaşıyor.
Türkiye’de terör eylemlerini azaltınca gündemden düşüyor. Beklentilerine yanıt alamamaya başlıyor. Bu süreç uzayınca da, kadroları arasındaki sıkıntı başlıyor. Dağa çıkmış olanlar “ Biz buraya pikniğe mi geldik?” demeye başlıyorlar.
Terör olaylarını hızlandırınca ise, hem Türkiye’nin hem de yabancı ülkelerin tepkileri artıyor. ABD ve Avrupa’daki terörist vurgusu yükseliyor. Ankara’nın baskısı da artıyor. Tüm gözler Kandil’e dönüyor. Örgütü oradan sökmenin yolları aranmaya başlanıyor.
İşte bu çerçevede Türkiye, Kuzey Irak konusundaki baskısını yoğunlaştırıyor.
İlki, Washington’a yönelik.
PKK’ya karşı üçlü bir askeri harekat planlanması isteniyor.
Yani, Türk Silahlı Kuvvetleri, Amerikan askerlerinin katılımı ve Barzani’nin desteğiyle, PKK’yı dağlardan söküp atmak hedefleniyor.
Erdoğan’ın son konuşmalarında sık sık “Biz nasıl Afganistan’da Taliban terörüne karşı savaşıyorsak, onlar da Kandil’de bize destek vermeli ve savaşmalılar” demesi son derece önemli bir yaklaşım değişikliğini ortaya koyuyor. Durumu yanlış değerlendiriyor olabilirim, ancak ben Başbakan elindeki tüm kartları (İran kartı da dahil) kullanıp, Washington’u ikna etme sürecini başlattığı kanısındayım.
Başbakan boş yere NATO kuvvetlerinin de, Türkiye’ye yardım etmesi gerektiğini söylemeye başlamaz. Kandil ile Afganistan birbirinden tamamen farklı konular, ve farklı koşulların geçerli olmasına rağmen, yarın NATO’ da bu konuda girişim başlatılırsa hiç şaşırmamalıyız.
Bu konuda somut bir plan veya somut bir adımdan haberdar değilim. Bu sonuca, açık demeçler ve olayların gelişmesini değerlendirerek varıyorum.
PENTAGON YENİ BİR SAVAŞA GİRMEK İSTEMİYOR
Washington ise buna yanaşmıyor.
2011 yılında Irak’tan çekilme sürecini başlatacak olan Obama yönetimi, zaten Irak nedeniyle eleştiri ateşi altına girildiği şu aşamada, Kuzey Irak’ta, ABD kamuoyunun hiç umurunda dahi olmayan, çok kanlı geçeceği şimdiden belli bir çatışmaya girmek ve asker kaybetmek istemiyor.
Yönetim, Kandil’e karşı olası bir askeri operasyona kesinlikle karşı çıkıyor.
Geriye ikinci bir opsiyon kalıyor.
Bu da, Ankara’yı tatmin etmek ve hiç değilse bu konudaki ısrarlarına ve baskılarına ara verebilmek için, Barzani’nin bazı konularda hareketlenmesi.
Bu olasılık daha önceki Üçlü Görüşmelerde (Türkiye- ABD- Barzani)ele alınmış, ancak sonuçlandırılamamış. Barzani’nin son Ankara ziyareti sırasında da üstünde durulduğunu belirten Türk yetkililer, henüz kesin bir noktaya gelinemediğini belirtiyorlar.
BARZANİ’DEN BEKLENEN ÜÇ ÖNEMLİ ÖNLEM...
Barzani’den Türkiye’nin PKK faaliyetlerine yönelik olarak beklediği, ABD’nin de desteklediği üç önemli önlem var.
1- Haberleşme sistemlerinin engellenmesi.
2- Adam ve silah sevkiyatındaki kısıtlamaların arttırılması ve militanların dağa gidiş dönüşlerinin kesilmesi.
3- Örgütün enfrastrüktür ihtiyaçlarını karşılamasının engellenmesi.
Amerikalı yetkililer de, Barzani’nin bu üç önlemi çok kolaylıkla yerine getirebileceğine inanıyorlar.
Peki, Barzani neden harekete geçmiyor?
Barzani, PKK ile askeri bir çatışmaya giremez. “Türkiye’nin 1 milyon askeri varken, müthiş silah sistemlerine sahip iken başa çıkamıyor da, bizim bu işin üstesinden gelmemiz beklenmemeli” derken, tutarlı davranıyor. Yukarıda sıraladığım üç noktanın uygulamaya geçmesinin de, Türkiye’ nin atacağı adımlara bağlı olduğunu biliyoruz. Açılım da işte bu nedenle başlatılmış, ancak gerisi getirilememişti.
Şimdi yeni bir yaklaşım hazırlanıyor. Daha geniş ve yoğun bir çalışmaya girildiği ortada. Ancak benim tahminim, bütün bu çalışmaların genel seçimlerden sonra devreye girecek şekilde planlandığı şeklinde.
Özetle, yepyeni bir döneme giriyoruz.



