Meseleleri tevil-i ehâdis (olayların dilini anlama ve yorumlama) açısından değerlendiriyor, ´yaşayacak olduğumuz hadiseler, geçmişte yaşanmış olanlardır´ diyerek başlıyoruz, diyorum ama, bu ifadeler Benim, 16.12.2004 tarihinde, “Karadeniz Haber Gazetesi”nde yazdığım, “Layıha-i Ahmet Musaoğlu” başlıklı yazıma ait oluyor…
Bugün yine ‘aynı başlığı’ kullanıyorum ama, aradaki fark, “ikinci layiham”ın giriş ifadeleri olması oluyor…
Bendeniz Ahmet Musaoğlu, ‘kitap/eser’ çalışmalarıma paralel olarak/zaman zaman, “gazete-internet yazarlığı” ile, “ulusal-uluslararası” meseleleri yazmamın dışında, yaptığım ‘sayısız’ denilebilecek “canlı yayın Tv. Programım” veya “canlı yayın radyoculuğum” da bilinebiliyor. 2000 yılı öncesinde ve hemen sonrasında, iki ayrı ‘ulusal gazete’de kısa süreli yazılar yazmam sözkonusu olsa da; Trabzon’da, bir “yerel/bölgesel gazete”nin 2002 yılında “yayına başlayışıyla’ başlattığım, 2005 yılında ise kestiğim yazılarım sırasında, ayrıca da, sonrasında başka “yerel/bölgesel” gazetelerde yazdığım yazılarım vesilesiyle de olsun, “Trabzon dışından” da övgü/görüşler almamın yanısıra, rakip gazete olan “Karadeniz Gazetesi”nin -şimdilerdeki de- Genel Müdürü olan Osman Diyadin kardeşimin, bizzat ofisime gelip, “Yay Sat” satış listelerini de gösterip; -Abi, sen yazdığın zaman gazetenin tirajı % 25-30 artıyor şeklindeki değerlendirmesini ve yine o günlerde, gazetemin Of Temsilcisi’nin, gazete sahibinin –kardeşi- Zeki Sancak’ın yanında, -Sizin isminiz için gazeteye abone olanlar var şeklindeki açıklamaları da, neyi nasıl yaptığımın ‘minik’ delilleri oluyor. Kitap ve tablo eserlerim ise, benzeri “Benden önce yapılmış eserler olmayıp, Benimle birlikte ortaya çıkan eserler” olmuş, Küresel Isınma VAR iddiasını tüm ülkede yalanlayan “tek eser” olan son kitap eserim, “Nabucco Babil Yolculuğu Küresel Isınma Tuzağı” isimli eserim gibi, hepsi birer “ilk/tek” olmuştur…
“Kitap/eser” çıkarma isteğim tabii ki hiç sönmedi, hatta birden çok ‘yarım dosyam’ da kitap olmaya hazır ama, ‘Yayınevleri’nin, şu bu görüşün veya yapının ‘kontrolünde’ olmaları, buna paralel olarak da, “Benim”; sağcı, solcu, milliyetçi, İslamcı (gibi) ‘hurafelere’ itibar etmemem ya da şu bu tarikat, siyaset ya da herhangi başka bir ‘yapı’ ile işim ‘hiç olmaması’; kitaplarımın yayınlanması konusunda ‘alanımı daralttığı’ için, ‘kendime dönmüş’, yazı yazıp duruyordum. Yaşamımdan hiçbir beklentim olmaması, gelecek herhangi bir menfaat için hiç bükülmeyişim, “ünlü olmayı değil de, kaliteli olmayı seçişim” beni tanımlıyor. Mecazen, ‘Molla Kasım’ rolümüzü de başarıyla yapıyorum…
Yazdıklarım veya Tv. konuşmalarım sırasında, bir kişiye veya zümreye karşı ‘önyargım’ olmadı, hiç de bulunmuyor. Tarihsel yer ve durumunu idrak edebilen biri olarak, sahip olduğum “bilgi birikimimi”, ülkem insanı ile paylaşmaktan başka bir şey yapmadım, yapmıyorum…
Rabbimin, “Akletmez misiniz?” uyarısı, sıklıkla vurguladığım bir ‘ölçüm’ oluyor…
İslam’dan yana tarafım… demiştim…
Fakat…
‘Bilimsel aklımla’ yazıp/konuşan biri oldum, hep de oluyorum…
Mehmet Akif ERSOY rahmetlinin;
“Doğrudan doğruya Kur-an’dan alıp ilhamı
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”
düşüncesini hayatıma yansıtan; eserleriyle, “Batılı Beyaz Adam’ın ‘Sahte Tarihsel Kültürel Modeli’ne” karşı, “Gerçek Tarihsel Kültürel Model” ortaya koymuş bir ‘(Gerçek) Yazarım’ da diyorum… Eserlerim de zaten, bunun delili oluyor…
Kitap çalışmalarımı, son eserimin çıktığı 2009 yılından beri yavaşlatmış, daha çok ‘yazı yazmayı’ sürdürmüş olsam da, genişletilseler her biri bir “kitap/eser” olacak makalelerimi yazmaya, şimdilik ara veriyor, yazılarımı (geçici olarak) SUSTURUYORUM!..
Bu sebeple, ‘ilki’ni 16.12.2004 tarihinde yazdığım “Layiha”mın, ‘ikincisi’ni, bugün, yani 16.05.2011 tarihinde yazıyorum…
Bunu yaparken de, “Layıha-i Ahmet Musaoğlu” başlıklı “ilk layiham”da yer alan “9 maddelik” görüşlerimden “ilk 4 maddesini”, 2011 yılının bu gününde yine “ilk 4 maddem” olarak “aynı şekliyle” aşağıya koyduktan sonra, peşisıra, 2011 yılında yazdığım “5,6,7,8 nolu maddeleri” yazacak, onların altına da, 2004 yılında yazdığım “9’uncu maddeyi”, yine “hiç değiştirmeden” aynen koyacağım.
Bir başka deyişle de, aşağıdaki “1,2,3,4 ve 9’ncu maddeler”, 16.12.2004 tarihli “ilk Layiha’mda” yer alan; “5,6,7,8 nolu maddeler” ise, 16.05.2011 tarihli “bu (ikinci) Layiham’da” yazdığım maddeler oluyor:
1- Yaşadığımız Çağ’ın ´kuvvet gücü´, Batı (-ABD) İmparatorluğu, ´adalet’e (-Hak olana)´ karşı ´zulmû (İlahi olmayanı) temsil etmektedir. Sözkonusu bu imparatorluk, ideolojik temelini; ´tarihi’ tek bir kalıba dökerek oluşturduğu “Sahte Tarih Model” üzerine oturtmuştur. Bu model, Dünya üzerinde ´Tek´ bir medeniyet vardır, o da ´Batı Medeniyeti´dir, ´Yahudi-Hıristiyan´ ortak kültürüne dayalı bu medeniyetin dışında kalanlar ´insan´ değil, ´barbar´dırlar, bu sebeple de ´değiştirilmeleri (dönüştürülmeleri)´ gerekir anlayışına sahiptir.
2- ‘Küresel Terörizm’de demek olan bu anlayışın, ’Silahlı Saldırı Gücü’ ABD, ´Silahsız (-Kültürel) Saldırı Gücü´ ise, AB’dir. NATO, BM, IMF, AKP (Avrupa Komşuluk Politikası-European Neighbourhood Policy vb…) (ARA YENİ/2011 yılı İLAVE: SOROSCULUK) ise, sözkonusu imparatorluğun diğer ´öldürücü-yıkıcı´ güçleridir.
3- ABD’nin, ´BOP (GOP) projesi´ne karşılık; AB’nin, bizatihi kendisi ‘proje’dir. Her ´iki proje´ de; İslam Coğrafyasının din anlayışını değiştirme, bizatihi, İslam dinini ´dönüştürme´ projeleridir. KIRK KATIR ya da KIRK SATIR hâli de bu. ABD, “Silahlı (Katır) Saldırı” ile Ortadoğu’yu değiştirmek isterken; AB ise, ‘Kültürel (Satır) Saldırı’sını bize/Türkiye’ye yöneltmiş, toplumsal hayatımızı A’dan Z’ye değiştirmektedir.
4- BOP ve AB projelerinin, İslam ülkeleri için ‘örnek’ gösterilen ´iki ayak´ı (desteği) bulunuyor. ‘Siyasi ayak’ olanı, Tayyip Erdoğan gibi Eski Milli Görüşçülerin yüklendiği misyon -İslam, yani İlahi olan ile, insani bile olmayan demokrasinin birleştirilmesi- oluyor; diğeri, ‘dini ayak’ olanı ise, Fethullah Gülen Hocaefendinin şahsında simgeleştirilen ‘diyalogculuk’; Tevhid’in atası Hz.Adem iken, Hz. İbrahim’i ortak otorite kabul eden (dinlerin) işbirliği (birleştirilmesi) oluyor. Her ‘iki ayak’ın kökeninde bulunan ´İslam referansı´ ise, ‘Türk (Anadolu/Ilımlı) İslamı’ hurafesi dahil, yüklenilen ‘misyon’un yerine getirilmesini kolaylaştırıcı faktör oluyor…
5- Batı İmparatorluğu dediğim ABD; “Kıyametçi/Köktendinci Anglosakson-Judea ortaklığı” olup, dış politikası tamamen dinleri (Eski-Yeni Ahid) olan “Fundemantalist (Köktendinci) Devlet” oluyor. AB (Avrupa Birliği) ise, bu “Köktendinci Devlet”in bir ‘projesi’ olup, AB içerisinde yer alan Fransa ve Almanya ile sürtüş(ül)mesi ise, sadece ‘mezhep farklılıkları; “Protestan Hıristiyanların (inanç/din ortakları Yahudiler ile) Katolik Hıristiyanlarla olan ‘çatışmaları’ oluyor…
Ve de…
‘Batılı Beyaz Adam’ın “ırkının/dininin”, insanlığın “üst basamağı” olduğu, diğerlerinin, “Aşağı ırk/din” olduğu şeklindeki ‘bozuk inanç’ anlaşılmadan “dünyada yaşananlar anlaşılamaz” da diyorum…
6- “Kıyametçi/Fundemantalist Anglosakson-Judea (ABD, İngiltere, İsrail) ortaklığı”, ‘Küresel Terörizm’ olup, Katolik Hıristiyanlığı yokederken, ‘İslam/coğrafyasını da’ yokediyor. Bugünlerde Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşananlar, “İslam/coğrafyasının teslim alınması/yokedilmesi’ oluyor. Dünya tarihinin yaklaşık son 200 yılına damgasını vuran “Fundemantalist Anglosakson-Judea ortaklığı”; insanlığa ‘Babil Yolculuğu’, yaptırıyor. Kökeni Tevrat’ta bulunan, “Babil Sendromu (çözümü) ‘Sahte inancı’ üzerinden, “Küresel TEK Devlet-Dil-Din” kuruyor. Haliyle de, ‘Domino/Kelebek Etkisi’ yok, ‘Babil Balığı’ kulaklara sokuluyor.
7- Bu süreçte, “Bazı Müslümanlar”ın, “İslam olanı” reforme etmeleriyle, Müslümanlar artık, “-Ben Müslümanım”, diğerleri ise, “Öteki (gavur)”; yani ‘Gayrimüslimdir’ demiyor, diyemiyor. Çünkü, “din olan İslam” ile, diğerleri (Öteki/ler) “aynileştirilmiş (ÖZDEŞLEŞTİRİLMİŞ, Tek tipleştirilmiş)” bulunuyor. “Öteki” ‘benim için’ var”, “Ben de ‘öteki’ için varım (O YAŞAMALI, BEN DE YAŞAMALIYIM)” ama, “Öteki” yok edilerek, “farklılığımız (çeşitliliğimiz)” yok ediliyor. Bu durum, “Babil Sendromu çözümü” amacı; “Tek (Küresel) Yapı”ya katkı koymak, hizmet etmek demek oluyor.
Ve de…
Bu dönemde, (mesela) “Newyork’ta Beş Minare” filmi ile, “İslamın Hükmü (Bakara-221, Mümtehine-10) değiştiriliyor” ama, “Müslüman olan reforme edildiği için”, neler olduğunun ‘farkındalığı’ yaşanamıyor. Farındalık yaşayamadığı için de, ‘İslam Konferansı Örgütü'nü “kendi örgütü” sanıp, onların başkanlığında ‘yeni/Halife arayış/ı’ ya da ‘Eğer Fener Patriği Ekümenik oluyorsa, ben de Halife isterim' yanlışlığı sergilenmesi “tehlikesi de” önümüzde duruyor. Oysa, her “iki tür Halife modeli”nin de, ‘bizim’ değil, “Amerikanın Halifesi” olacağının, “ülkeyi/İslamı” yokoluşa sürükleyeceğinin de bilinmesi gerekiyor...
8- “Dini hareket-AKP ortalığı Dönemi”, erkeği de ama, özellikle ‘Müslüman kadın’ kimliği “kırdıkça kırdığı dönem” olarak yaşanılıyor. Bu dönemin, AKP’li bir siyası/bayan tarafından, ‘İkinci Kadın Devrimi’ olarak nitelendirilmesi de zaten bu oluyor. “Kadınımıza” yapılan bu ‘terörist’ saldırı ‘esasta’, ABD taşeronu BM (Birleşmiş Milletler) istekleri oluyor. “Kimliği kırılmış” bulunan Müslüman da artık, Samuel Hungtinton öngörüsü olan, aynı anda “hem Müslüman, hem de Hıristiyan (Hıristiyan Müslüman) olunabileceği” öngörüsünü yaşıyor. Gavura (gayrimüslime) gösterilen “hoşgörü hurafesi”nin, “Müslümana/kardeşe” gösterilmeyişi, yaşamakta olduğumuz ‘reform edilme dönemi’mizin bir başka ‘gerçeği’ oluyor. Babadan/Dededen de aile dostum; üniversite talebesi iken, ‘Kur’an araştırmacılığına’ yönlenmeme vesile olan “40 yıllık arkadaşım/kardeşim” dediğim insanın, beni, “neredeyse düşman gibi” görmesi, yaşatılan “kırılan kimlik” yansıması oluyor…
Ve de…
‘Bugünkü Tasavvuf anlayışı’, hacısını hocasını yaşatıyor ama, Kur’an’da hiç yeri olmayan “Mehdi ve Nüzül-i İsa” beklentisiyle de, “İslam olanı yok etmesini” durmaksızın sürdürüyor…
9- ‘I.Tanzimat Dönemi’ ile birlikte, ilk örneğini Mustafa Reşit Paşa’nın, sonrasında da Ali ve Fuat Paşaların oluşturduğu yeni bir ‘devlet adamı tipi’ ortaya çıkmıştı: “Ne versek doymuyorlar, ne yapsak memnun olmuyorlar, ama her şeyin daha kötüye gitmemesi için bu isteklerini kabul etmek zorunda kalıyoruz” sözleri, bu ´yeni tip´lerden birine, Ali Paşa’ya aittir. ‘II.Tanzimat Dönemi’nin idarecileri de öncekilerden farksız, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, bütün tavizkârlığına rağmen Batılı gavuru memnun edemeyince: “Daha ne yapayım, kendimi meydanda mı asayım”, derken, Türkiye’nin Başbakanı Erdoğan ise, “Türkiye, Avrupa temelinde şekillenecek bir evrensel değerler bütünleşmesinin parçası olmayı istemektedir” diyor. Hal bu da, “-Belek’teki Kudüs- adı da verilen -Dinler Bahçesi-” hurafesinin açılışını, İstiklal Marşı ile değil, AB marşı altında yapan ‘siyaset adamı (Erdoğan) zihniyetine’ ve ´Diyalogçu Aşureciler´e; -Bizim kimliğimiz (İslam) ne olacak (?) diye sormak gerekiyor da, soracak olan vatandaş-Müslüman nerede!..
İmdi:
Ben şahsen dünlerde neler söylemişsem, bugünlerde de “aynı hakikati” seslendiriyorum. “Müslümanım, Müslüman olarak kalmak istiyorum” diyorum.
“Değişim” denilen hurafe, “kendin olmaktan çıkmak” olur, oluyor; “Müslüman” olanın, “hiç değişmeyeni” konuşması gerekiyor diyorum…
Rahmetli Akif’in dizelerini (hep) yaşadım:
“Adam aldırma geç git diyemem aldırırım,
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.”
Başka bir şey de yapmadım…
Dizeler bana değil; yine Mehmet Akif ERSOY rahmetliye ait:
“Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim
İnan ki: her ne demişsem görüp de söylemişim
Budur cihanda benim en beğendiğim meslek:
Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”
Her dem “Tek Hakikatı” seslendirdim…
“Tarihe göndermek için” de yazdım…
Ve de son denilebilecek söz…
Hiç kimse unutmasın…
“Allah”, var… “Her zaman ‘galip olan’ sadece O’dur”…
Şahid ol Yar’ab….
Ahmet MUSAOĞLU / 16.05.2011
http//www.ahmetmusaoglu.org



